Kayıtlar

gittiğin gün özlemekten vazgeçtim.
ama seni o günden beri sadece 1 kere özledim.
ve o gün bile aramadım
ben, o'nunla mutsuz benimle mutlu olduğunu düşünmüştüm hep. İşte bu düşünme, bu yanılgı, bu hata payım beni içimdeki dipsiz suların daha derinlerine itti.
sana ait olmamış ve olmayan bir adamı özlemenin başka bir acısı var. buruk, trajikomik, biraz geri çekilmenin- pes etmenin- verdiği pişmanlık biraz verdiğim karardaki haklılık olasılığı.
 ama o olasılık bile
hiç bir şekilde iyi gelmiyor bana.

Buraya yazdığım 4 veya 5. doğum günü postu olması lazım.

Her geçen sene daha da azaldığımı hissettiğim;
Nice yıllara'sız..
...

Hep aynısın demiştin ya değişsem sever misin?
Kalbimdeki sızının adı sensin şu an, çünkü kaç kere kabuk bağlattım zorla, yeni iyileştim, düzeldim, kendime geldim, uykulara isimsiz hayalsiz dalmaya alıştırdım kendimi ve ortaya çıktın.. Çizikler ata ata kanatıyorsun, ayyuka çıkarmaya çalışıyorsun.. O sızıyı hissediyorum; hissedebiliyor olmanın sızısını..
Yapabilsem bakışlarını iki avucumun arasına alır, sımsıkı orada tutardım.
Ağzından çıkan kelimeleri içime çeker, belirsiz tebessümüne sarılırdım..

Daha önce kimseden bu kadar gitmek istememiştim..
Ben sana yeni bir mevsim yarat ve kimseye gelmediğin gibi gel bana dedim. Sense uçsuz bucaksız iklimler seçtin. Toprak misali hükmedeceğin bir tek ben vardım karşında, "sadece ben" ne kadar çok gelmiş olabilirdim ki sana?
Eminim çok mutlusundur deniz kıyısındaki evinde ve martılara simit atmaya devam ediyorsundur.
Bense tüm umutlarımı ve hayallerimi özenle topladım, seni yazdığım günlüklerimi, çektiğimiz fotoğrafların hepsini leş konteynırlara attım.. Kafam karmakarışık,  çokça kesiklerim ve düğümlerim  var -sırf kaldığım yerden devam edebilmek adına o kesikler- biraz güçlükle alınan nefesler ve düzensiz uyku geçişleri..

Ben senin yanlışlığını biliyorum,
her gün bindiğin o vapurdan bir gün atlayacağını da;
olmamışlık hissinin o çaresizliğini her gün içinde büyütüp, beni artık göremeyecek olmanın vereceği vicdan azabını da..
Ben senin her şeyini biliyorum
ama sen bir tek beni bilemedin..
Zaten ben hep yozlaşmış, içi geçmiş zamanlara denk gelirim. Sevdiğim isimlerin sonuna ekleyemediğim iyelik eklerine bir yenisini ekler; açılamayan kapılara öyle bakakalırım.
Gözümün önüne en ufak ihtimal kırıntısını dahi getiremez; kendi kendime kıçımla gülerim böyle zamanlarda. İstemsiz flaşbekler beynimi siker, unutmaya çalıştığım bir geçmişimin ve onun da sindirmeye çalışacağım bir geçmişinin olması meteor gibi düşer beynime. Beynime düşer çok çarpışırlar orada ve arasında ben ezilirim. Hiç bir hisle dolduramayacağımı bildiğim yer yer boşluklar bırakırlar bende.
Bu zamana kadar hepsinin geçmişi kedilerin kuyruklarına bağladıkları tenekeler gibi peşlerine takılıp en güzel olacak zamanlarımızı ölü zamanlara çevirdi çünkü.Ve ben de bu zamana kadar tüm yanlış zamanları kendi lehime çevirmeye çabalamaktan başka hiç bir şey yapmadım.. Benim için tüm doğru zamanlar hep çöp muamelesi gördü, hepsi acımasızca zaman aşımına uğradı, heveslerim katlanarak çürüdü ve sonra kendimi sızacağım kadar…