Time to wake up and GO!

ölene dek yaşamak istediğim ama her defasında kaçmayı arzuladığım şehirden bir iki güne kalmaz uzaklaşıyorum.. tek başıma yine. yolun sonunda kollarını açmış bekleyen bir sevgili yok, olsa ondan da ayrılması zor olurdu yok iyi ki de, hayatımın her anını benden iyi bilen bir arkadaş var. Bu arkadaş, arka-daş, arkayı kollayandan gelen arkadaş, güvenebileceğin anlamda.. neyse duygusallığa gerek yok.
kendi hayatımın içinde başkalarına karşı daima güçlü kendime hep ezik oldum. bu bir gerçek. gitmek isteyip gidemediğim zamanlar, bir şeyi isteyip yapamadığım zamanlar daha doğrusu, kendime en güçlü cezaları verdim. nereye ve kime gideceğimin bir önemi yoktu, ne kadar paramın olduğu ve o parasızlığın beni nereye götüreceğinden de.
sadece bir sabah uyanıp, artık bu şehirde yaşamak istemediğime emin olduktan sonra, kalkıp, elimi yüzümü yıkayıp,üstümü giyinip çıkıp gitmek istedim.Belki bir gün yine öyle giderim, nedense gidişlerin de- her anlamda- plansız programsız olanını seviyorum.
bknz: sevgili sandığınız insanın kalbi sizden çoktan gitmiş ama bedeni saksı çiçeği gibi yanınızda duruyorsa ne zaman gideceğinin planını yapıyorsa, bana göre, samimiyetsiz;
ama o da bir sabah uyandığında, hatta beyaz gül aramak için bana- en sevdiğimdendir- erkenden uyandığında ve sonrasında yanıma geldiğinde, ve gecesinde ayrıldığında.. İşte! gerçek adam budur. adam içten, samimi, gitmek istedi gitti, hop bitti..
tabi ne ben bir şehirim ayrılmak istediğinde otobüse binip atlayacak, ne de o BEN!
istese de bir türlü gidemeyecek.. kafasında evirip çevirmekten uyku uyuyamayacak..
gitmeyecek..gidemeyecek..
gitse de
sike sike geri dönecek!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Uzayıp giden paragraflar..