Benim şehrimde sokak lambaları yanmıyor, sadece yıldızlar yön gösteriyor gece olduğunda.. Sokaklarında kayboluyorsun, adresler değişiyor her geçen gün, bir gün gittiğin yoldan ertesi gün gidemiyorsun, çok sevdiğin saat kulesinin yerinde yeller esiyor, onun yerine bahçesinde nar ağaçları dolu bir ev görüyorsun... İçinde yaşayasın geliyor, yanında biri olsun, ister şömine ateşi yakarsın istersen, sırf kestane yemek için üzerine, soba kurarsın.. Herşeyden ikişer tane alırsın, iki tabak, iki bardak, iki çatal, iki kaşık ama bir tane yatak... Uyandığında perdeyi açarsın bazen sokakta oynayan çocuklar görürsün manzaranda, bazen de denizden geçen gemileri..

Çünkü denizleri de çok oluyor şehrimin bazen, sahil kenarlarında iliğine kemiğine işleyen  ve yüzüne çarpan o buz gibi rüzgarı içine çekerken, ayaklarını suya sokasın geliyor, eğer yaz akşamıysa... Kırılmış şarap şişeleri eşlik ediyor bazen, ayağına batmasın diye cam kırıkları önüne bakmaktan manzaraya bakamıyorsun, olsun. Şarap şişeleri çoksa bir şehirde, zamanında çok düşünmekten herşeylerini kaybeden insanlar da çok demektir. Kimse ayyaş doğmuyor ya anasının karnında, en iyi onlar bilir kaybetmenin ne demek olduğunu .
Belki o şişelerin dibinde içemedikleri damlalarda saklıdır;  kaybettikleri hayattan geriye kalan umut kırıntıları..
Basmazsan cam kırıklarına, güzeldir aslında burada yaşaması..

Ne var biliyor musun,
böyle bir şehir sadece bende var..

Yorumlar

  1. şehirde kaybeden adamlar şişeleriyle gezdi zihnimde bunu çook begendim.

    YanıtlaSil
  2. bende de var o şehirlerden buçuk buçuk

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Uzayıp giden paragraflar..