Uzayıp giden paragraflar..

Gelmeyişinin şerefineydi, bütün o biten şişeler.. Benim karın ağrılarım, senin kayboluşların, son oturuşun karşımda, bıkkın bakışların, ur gibi büyüyen mutsuzluğum.. Sigara dumanı gibi çektikçe içime öksürtüyordun, tadını seviyordum, gidişinin şerefineydi aslına bakarsan, ki bilirsin sigara kullanmam ben. Uykularım hala düzensiz,  2 saat yetiyor sonrası senli rüyalar, senli kabuslar, gözümün önünden sikirolamadın gitti, sonra büyüyen öfke dalgası, fırtına olup çakasım var sana gecenin o saatinde, nasıl yapsam diye düşünüyorum, ölsem keşke diyorum, ölsem ve bilmese, ama sonra duysa ve kahrından ölse..
İçine düştüğüm ve çıkması aylar süren o kara delikten kurtulma çabam hala daha bir nebze devam ediyor aslında. Üstüm başım tertemiz, çıktım çıkmasına,  hala oraya bir adım mesafedeyim, ama bu sefer biliyorum ki bir daha düşersem kimse kurtaramayacak beni. O yüzden sadece bakıyorum boş boş, günler ve haftalarca, bakıyorum oraya, beni piç gibi bırakıp gittiğin yere bakıyorum ki unutmayayım, aklımın her bir hücresine kazınsın, saltanat kursun bilinçaltımda. Sen hala pişkin pişkin aradığında, yüzsüzlüğünü yüzüne vuracak bir damla öfkem kalsın diye, oraya bakıyorum ve şunu bil ki asla unutmayacağım.
Artık,
ikimizin de yaşamayacağı bu şehirde, sadece mutsuz anılarımız kalacak..


Sahi, sana benzeyen ne çok adam varmış İstanbulda? Haklyımış şair, sen de gittin ya herkes sana benzedi.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar