Kayıtlar

2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

doğumgünü yazısı

Bu seneki doğumgünüm zerre kadar umrumda değil.
Umrumda olanlara sayarım.
Sen sadece ne olacağını biliyordun;
bense olacaklardan sonrasını.
Bunu anlaman için kadar düşmen gerekir bilemem. Eskiden asla dayanamayacağını zannettiğin ne varsa hepsinin saçmalık olduğunu, sonu hissetmenin değil görmenin gerçekten var olduğunu sana anlatamam. İnsan sonu görebiliyor. O karanlığı görebiliyorsun. Öyle bir şey var.
O düşünce kanına zehir gibi karıştığında aldığın nefes canını acıtmaya başlıyor. Ve sadece karanlığa bakıyorsun. Zihnin kapanıyor.
Sen bunu asla anlamayacaksın.
Çünkü sen tutunamamak nedir bilmiyorsun.
Sana mısraları düşmüş şiirler yazardım ben, sen bir kere gittiğinde.
O bir kere gidişin çok büyük devrim olmuştu kendi adıma, bir noktalık kadar yerde kocaman bir hayat sürmek zorunda kalmış gibi hissetmiştim kendimi.
Mısralar gibi; ben de düşmüştüm
Ve hiç bir dize yerli yerine oturtamıyordu hayatımı,
anlam katamıyordu,
sen olamıyordu,
seni getirmiyordu.

Yanımda buz tutmuş kahvemle beraber sana bu satırları yazmazdım sen gitmeseydin.
En sevdiğin film neyse onu açıp izler, sen hep bir sonraki sahnede olacakları söylerdin, bazen replikleriyle beraber üstelik.
Çok sıkılır ama hiç belli etmezdim; film yerine seni izlerdim; bir kere dönmüş olsaydın bana eğer.

Alt tarafı bir kere gittin ama hiç gelmedin be sevgili.
Bir kadına vereceğin en büyük ceza emin ol,
çocuklarımızın gözlerinin renginden huylarını kime alacağına kadar tartışıp,
sonra yarı yolda bırakmak.

Yeni bir gidiş daha.. Efsane bir bavul hazırladım kendime son senelerin en huzurlu yolculuğu olacak.
Gönül isterdi ki dönmeyeyim ama şu an orasını düşünmüyorum. Nefes almaya ihtiyacım var, aldığım nefesi değiştirmeye ihtiyacım var, başka yerlerde uyuyup uyanasım var, başka patikalarda yürümeye başka ağaçların gölgesinde dinlenmeye, başka denizlerin yıkadığı sahillerde çıplak ayakla yürümeye..

Biliyorum yaz için okumaya pek uygun kaçmayacak-özellikle son dönemlerdeki çerez yazarların kitapları bestseller olmuşken- ben denizin kokusunu içime çeke çeke Dostoyevski romanları bitireceğim..

Sadece kendimi alıp gidiyorum; ne kırık kalbim var taşıyacak ne unutulmaya yüz tutmuş adamların hayali.. Sadece ben varım.
Ne büyük lüksmüş gerçekten insanın kendisiyle ve kendine kalması.

Ekimde alacağım 27. yaşa hazırlanıp döneceğim.

Biraz daha huzurla kalabilirdim yanında.
Mahallenin kedileri şişeleri devirmeden evvel ve karşı komşunun aspiratörünün sesi -narkozsuz ameliyat edermişçesine- çığırtmasaydı geceyi ve uyandırmasaydı bizi en serin uykulardan.

Senin gülüşün benim ömrümü sikti attı sen hala "ben seni üzerim,git benden" diyorsun..
Yağmur yağdıkça yüzün aklıma düşüyor.
O kadar güzel yağıyor ki,
yağmurlu gecelerde,
okuduğunda yüzünün alacağı şekli hayal ederek,
mum ışığında
sana yazılar yazışım
geliyor aklıma.
Benimle içmeyen adamı ne yapayım?
Bana, benim ona baktığım yerden bakmayan..
Mor bulutlara mavi merdivenlerden çıkmayan,
beyaz aşık olmayan, yeşil dertlenmeyen,
sarı gülmeyen, kırmızı bakmayan gözlerime..
Ne ara geldin bilemem,
bana sorma ve eminim votkam da hatırlamıyordur gelişini.
Gidişin gri de değil üstelik. Ve üzülmüyorum aslına bakarsan. Buz kesmiş bu kalbi taşıdığım için üşümekten, üzülmeye zaman kalmadı malum.
Üzülemiyorum;
daha doğrusu
sevemiyorum da.
Ben de seni sevmek istedim
ama bahçenden çiçekleri kopartmadan.
Hiç acıtmadan canını, saçlarını severken tek bir telini bile çekmeden üstelik.
Sen nasıl seversen kahveyi,
aynı tadı alalım diye aynı anda
öyle içmeye alıştırarak kendimi.
Senin sevginse hoyratlığın bedene bürünmüş hali,
her tatlı sözün ardından bir tufan,
her dokunuşun ardından bir yıkım,
sel gibi göz yaşları ve ruhu taşıyamayacak hale gelen bir ben.
Sen nasıl sevdiysen öyle sevmemek istedim.
Acaba iyi bir şey olacak mı? Hayır, dedim kendime. İyi şeyler birdenbire olur; bu kadar bekletmez insanı. Sürüncemede kalan heyecanlardan ancak kötü şeyler çıkar. Ya da hiçbir şey çıkmaz.”

 Oğuz Atay / Korkuyu Beklerken