Kayıtlar

Mayıs, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor
Yağmur yağdıkça yüzün aklıma düşüyor.
O kadar güzel yağıyor ki,
yağmurlu gecelerde,
okuduğunda yüzünün alacağı şekli hayal ederek,
mum ışığında
sana yazılar yazışım
geliyor aklıma.
Benimle içmeyen adamı ne yapayım?
Bana, benim ona baktığım yerden bakmayan..
Mor bulutlara mavi merdivenlerden çıkmayan,
beyaz aşık olmayan, yeşil dertlenmeyen,
sarı gülmeyen, kırmızı bakmayan gözlerime..
Ne ara geldin bilemem,
bana sorma ve eminim votkam da hatırlamıyordur gelişini.
Gidişin gri de değil üstelik. Ve üzülmüyorum aslına bakarsan. Buz kesmiş bu kalbi taşıdığım için üşümekten, üzülmeye zaman kalmadı malum.
Üzülemiyorum;
daha doğrusu
sevemiyorum da.
Ben de seni sevmek istedim
ama bahçenden çiçekleri kopartmadan.
Hiç acıtmadan canını, saçlarını severken tek bir telini bile çekmeden üstelik.
Sen nasıl seversen kahveyi,
aynı tadı alalım diye aynı anda
öyle içmeye alıştırarak kendimi.
Senin sevginse hoyratlığın bedene bürünmüş hali,
her tatlı sözün ardından bir tufan,
her dokunuşun ardından bir yıkım,
sel gibi göz yaşları ve ruhu taşıyamayacak hale gelen bir ben.
Sen nasıl sevdiysen öyle sevmemek istedim.