"Anahtarla açma gafletine düşmeden zili çaldı iyi ki" diye düşündü kadın. Gri gömlek giymiş adam, haki yeşili hırka var üzerinde, pantolonuna bakmadı ama elinde poşet, ne olabilir?
Adam biraz ürkek adımlarla içeri giriyor (büyük ihtimal sağda solda içki şişeleri ve ağzına kadar ıslak izmarit dolu kül tablaları bekleyerek hızlıca göz gezdiriyor) 2 odalı, bit kadar mutfak ve banyolu, daracık ve kısa koridorlu Galata kulesi manzaralı o eve.  Sonra not bile bırakmadan, bir sabah uyanıp, kadının kapı sesine uyanmaya bile teşebbüs etmediği o gün, evden çıkıp gittiği zamanı hatırlıyor. Artık geri dönmek istemediğini farkettiği ve çıktıktan sonra da dönmeye teşebbüs etmeyeceği o günü..
     "Niye döndün?" soramıyor kadın, "Ne içersin?" diyor onun yerine.. İlk ve son sorusu. 
Sıcak içecek olarak, evde kavanozun dibinde birbirine yapışmış kahve benzeri o şeyden başka hiç bir şey olmadığını bile bile - ki şarabını vermeye niyeti yoktu- "ne varsa olur" dedi adam. Kadın ifadesiz bir suratla, boş gözlerini gezdirdi adamın yüzünde ama bakışlarına değmeden. Üstünkörü baktı sadece, hızlıca karara vardı:
-zayıflamış
-sakalı biraz fazla uzamış
-saçlarını kısaltmış
Daha da bakmadı adama. Ona bakana kadar zamanı gelmiş manikürünü inceledi, uçları süpürgeye dönmüş ve boyası akmış saçlarına baktı. Ve saçlarını ne kadar ihmal ettiğinin o zaman farkına vardı. Dipleri gelmiş saçlara bakmak kadar acı bir şey yoktur; kadının ne kadar mağlup olduğunu gösterir. O mağlubiyeti hazmetmeye çalışırken kolunu kaldıracak mecalin olmaz ve bırak saçlarını boyamayı, tarayamazsın bile. Günlerce yataktan çıkmadığın için yüzün duvara dönük oradan tek bir nokta seçer ve saatlerce odaklanırsın. Beyninin uyuştuğunu ve her bir hücrenin girdaba kapılmışçasına o karanlığa kapıldığını hem görür hem hissedersin. Böyle bir durumda her bir algının her bir hissiyatının şalterleri kapanır. İşte kadın da şalterleri kapatarak, henüz doğmamış bir bebeğin sahip olduğu o hissizliğe sahip olmuştu. Henüz doğmamış ama çok şey yaşamış bir bebeğin hiçliğine.. Fetüsün çaresizce rahme tutunması gibi kadın da o duvarda seçtiği minicik noktaya tutunmuştu adamın yokluğunda ve haliyle düşünmemişti saçlarını.
Adam konuşmaya başladı ama "kadın" hariç herşeyden.
(Nasılsın, nasıl kaldın diye sormayacaksan, neden gittiğine dair tek bir laf etmeyeceksen, bıraktığın soru işaretlerinin hepsi yerli yerinde duracaksa neden geldin??)
Bedelli askerlikten yararlanamıyormuş, yeni işe girmiş sigortası yokmuş, arabasının kaskosu bitmiş, Ersin- o yavşak ve uçkuru düşük arkadaşı- danışmanlık şirketine ortak etmek istiyormuş falan filan...
Gövde gösterisi yapmaktan başka bir açıklaması yoktu bunun. Kadının zerre kadar umrumda olmadığını bilmesine rağmen devam etti havadan sudan konuşmalara. Koltuğa kurulmasından belliydi zaten, o gözü yoran çekingenliğin altında bas bas bağıran lakayıtlığı gayet ortadaydı. Tüm eşyalarının atıldığını farketmişti ama hiç bir şekilde bozuntuya vermemişti mesela. Çok iyi bildiği ama uzun zamandır gelmediği bir eve dönmenin rahatlığının ifadesi vardı adamın yüzünde. 
       Uzun zamandır yolu beklenen bir misafirmiş ama o evde hiç yaşamamış biri gibi davranmıştı adam. Günlük sohbetine devam ederken, kadını ayakta bulabildiğine şaşırmıştı aslında. En azından ilaç bağımlısı ya da alkolik olmasını bekliyordu. Oysa gördüğü tam olarak dibe vurmuş bir kadındı. 
Dibe vurmuş kadınlar toparlanabilir ve böylesi bu tarz adamların işine gelmez. Psikopatça, doğumlarından itibaren ve anneleri dahil, onları çok seven kadınları çıldırtacak raddeye getirip, altın vuruş olarak ölümcül dozda üzerler. Üzmemişlerse de o günün planını yaparlar. Adam kadına bıraktığı cevapsız sorularla kafayı yedirdiğinden emin, konuyu oraya hiç getirmeden o sınırların etrafında test uçuşlarına devam etti. Saatlerce konuştu, iğrenç kahvesini bitirdi, sonra elini kadının oturduğu koltuğa doğru uzatarak hiç bir şey demeden gitti.
      Adam kapıyı çekip gittiğinde kadın Ikea'dan beraber aldıkları ve artık kedi tırmıkları ve sigara yanıklarıyla dolu o deri koltuğun üzerinde bir süre kalakaldı. Rüyada uçurumdan yuvarlanırken, rüya olduğunu bildiği halde bir türlü uyanamayışın verdiği o çaresizlik yumru gibi boğazına oturmuştu kadının .Usulca yerinden kalkıp pencereden baktı o giderken, daha öncekinde bakamadığı kadar. Ona tek bir cümle bile söylemeyecek kadar kırıldığını anladı o zaman, kırılmaktan o kadar küçülmüştü ki kadın, aylarca mekik dokuduğu o iki oda arasında -ve özellikle o daracık koridorun en sonundaki kenarları sararmış ve yer yer lekeli aynaya her gün baka baka- kendine acıya acıya azaltmıştı kendini.İntihar bile etmeye mecali yoktu ama çok ölmek istemişti. Garanti olsun diye üstüste defalarca ölmek istemişti.
  Adam gözden kaybolmaya yakın  kadın elindeki şarap şişesini adamın karaladığı yazıları hizalayacak şekilde fırlattı. Bir süre cam kırıklarını seyretti.Kırılan kalbinin somutlaşmış halidir cam kırıkları, beden bulmuş halidir. Verilen ilk tepki hep o parçaları birleştirmek yönünde olur. Sonra imkansızlığını anlar kırıklardan en büyük parçayı alır avucunla kavrarsın, istemsiz. En büyük kırık parça en çok acıtandır her zaman. Etrafa saçılan toz olmuş parçalara bakmazsın bile. Un ufak edilmişliklerimiz acıtmaz bizi çünkü küle dönmüştür hepsi ve külün ağırlığı olmaz. Kadın da etrafa saçılan kırıklardan gözüne kestirdiği büyükçe bir parçayı kaptığı gibi adamın peşinden koştu. Karanlığa daldı, kalabalıkları yardı, bira şişelerinde tökezledi, duvarlara işeyenleri iteledi, arabaların önünde yalpaladı, belediyenin yaptığı o yamuk taşlı yollarda ayakları burkula burkula yetişti adama. Elleri cebinde yürüyordu, telaşsız.
    Bir ara gözden kaybetti adamı. Hangi binaya girdiğini tahmin etmeye çalıştı. Geceliği ayaklarına dolana dolana başı yukarıda, aralık kalan tüm perdelerden içeriyi görmeye çabaladı olabildiği kadar. Hem yürüyor hem penceresinden ışık sızan evlere bakıyordu. Nedendir bilinmez, emindi başka bir eve gideceğine. Sonra gördü onu. Bir çiçekçide durmuş zambaklara bakıyordu adam. Oysa kadının sevdiği tek çiçek zakkumdu. Omuzlarından tutup kendine çekmeyi düşündü bir an için ama yapmadı;
ve tek bir kelime etmeden cam parçasını adamın boynuna sapladı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Uzayıp giden paragraflar..