Kayıtlar

Ocak, 2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor
Ben sana dair bütün hayallerimi o masada bırakıp gittim. Ben orada seni sana bıraktım. Bindiğim takside ağladım ki bence çok Yeşilçamvari bir hareketti. Ama ağladım tutamadım. Takside de bize olan umudumu bıraktım işte sonra. Taksici almadı onu. Beğenmedi. Ben de beğenmemiştim zaten seni. Aklımdayken daha iyiydin, daha benimdin. Böyle karşımda yedi kat yabancı gibi, ben senin gözlerine bile baksam gülerdim, anlattığın hiçbirşeyi dinlemedim. Sana tebessüm bile edemedim. Benim orada sana olan tüm aşkım, ılıdığı için içmeyi bıraktığım bira gibiydi.  Keşke bana geldiğinde, bana gelseydin. O masa hep orada kalacak, sen bana gelemediğinle, ben de senden koşarcasına kaçıp gittiğimle..
Önce aklımı uyutuyorum ben- ki düşünmeyeyim. Sımsıkı kapattığım, önüne karanlığımı gardiyan koyduğum o kapılarımı başka türlü açmama imkan yok.
Kalbimi uzun zaman önce ölüm uykusuna yatırdığım bir gerçek. Ama artık uyandığı yetmezmiş gibi en sıkısından tekmeler savuruyor,debeleniyor ve ben duyuyorum acısını. Duyuyorum ve üzülüyorum onun adına; her zamanki umudunu kaybetmemiş olmasına ve benim bir daha aynı şekilde sevemeyecek olmama..
Ve ben ne kadar periyodik sıralamaya göre ezberlediğim o acıların aşamalarını bir daha yaşamamayadirensem de, kalbimin beni yine hataya düşüreceğini biliyorum. Ve o hataya düşmenin bana- yine- bulutların üzerinde yürümek gibi görüneceğini de, daha önce hiç sevmemişim gibi bir heves, ilk kez o merdivenlerden çıkıyormuşum gibi bir umut ve düşsem bile uçuyormuşum hissi vereceğini de biliyorum..
Geçmişteki kullan-at acıları yaşayan ben değilmişim gibi, hatta kullan-at hayata (az kalsın) geçiş yapacak olan ben değilmişim gibi hissettireceğini de..
Aynı raddey…
Bu saatten sonra hayatıma giren adama diyeceğim ki;
"Beni yaşamazsan çok şey kaybetmezsin; yaşarsan birşey kazanmazsın da çünkü yangın yerine dönüp sonra sönen, parçalananan, toparlanan sonra tekar yanan ve tekrar sönen bir bedenden ve o ruhtan senin alacağın hiç bir şey yok.
Ben hayatında gördüğün en zarif kadın değilim, en paçoz kadın değilim, annen değilim, süper kahraman değilim, bakire değilim, fahişe değilim..Ben bekaretimi bacak aramdan ziyade hayatımı siktirmeyi başararak kaybettim. Ben bana aşkla baktığını sandığım gözleri bir süre sonra oyma isteğini bastırarak, içimdeki seri katil hissiyatını ayyuka çıkarttım. Beni sevmeyen değil ama seviyormuş gibi yapan tüm insanları elimden gelse teker teker kurşuna dizmek ve karşılarında kadeh kaldırmak isterdim ama bunları yapmadım.. Kimseye hiç bir şey yapmadım aslına bakarsan.. Yanılttım sadece ama istemeden. Herkes hayalindeki kadını ben sandı çünkü. Öyleymişim gibi davranmadım ama olmadığımı da söylemedim ve yanılttım onları.
"Anahtarla açma gafletine düşmeden zili çaldı iyi ki" diye düşündü kadın. Gri gömlek giymiş adam, haki yeşili hırka var üzerinde, pantolonuna bakmadı ama elinde poşet, ne olabilir? Adam biraz ürkek adımlarla içeri giriyor (büyük ihtimal sağda solda içki şişeleri ve ağzına kadar ıslak izmarit dolu kül tablaları bekleyerek hızlıca göz gezdiriyor) 2 odalı, bit kadar mutfak ve banyolu, daracık ve kısa koridorlu Galata kulesi manzaralı o eve.  Sonra not bile bırakmadan, bir sabah uyanıp, kadının kapı sesine uyanmaya bile teşebbüs etmediği o gün, evden çıkıp gittiği zamanı hatırlıyor. Artık geri dönmek istemediğini farkettiği ve çıktıktan sonra da dönmeye teşebbüs etmeyeceği o günü..      "Niye döndün?" soramıyor kadın, "Ne içersin?" diyor onun yerine.. İlk ve son sorusu.  Sıcak içecek olarak, evde kavanozun dibinde birbirine yapışmış kahve benzeri o şeyden başka hiç bir şey olmadığını bile bile - ki şarabını vermeye niyeti yoktu- "ne varsa olur" ded…